Mevlanamız
Prof. Mahmut Erol Kılıç
Sağ olsun UNESCO bu yıl insanlığa unuttuğumuz bir gerçeği daha hatırlattı. Bu sayede Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin doğumunun 800. yılında değişik faaliyetlerle onu anmış olduk. Peki, yukarıda arz etmeye çalıştığımız üzere bütün dünyanın onun görüşlerinden istifadeyle bazı sorunlarına çözüm aramaları bizim toplumumuzda ne kadar karşılığını buldu dersiniz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi devletin Hasan Ali Yücel çizgisinden gelerek onu farklılaştıran yerleşik bürokrasisi ile büyük şair Mehmet Akif çizgisinden gelip o çizgiyi selefileştiren dindar kanadı aslında birbirlerinin aynısı muamelede bulundular bu durum karşısında. Birtakım münferit gayretlerin dışında tam bir ilgisizlik ve lakaytlık sergilendi üst kademelerde. Yurtiçinde ve yurtdışında yapılan bütün etkinlikler ise alt kademelerdeki insanların büyük özverileriyle gerçekleşti.
Hatırlarsınız Kemal Derviş Türkiye ekonomisini düze çıkarsın diye anavatanına davet edildiğinde önce verileri incelemek üzere çalışma odasına kapanmıştı. Birkaç gün sonra o odadan çıkıp ilk açıklamasını yaptığında, "Beyler Türkiye'nin sorunu ekonomikmiş gibi gözüküyor, oysa psikolojik." derken neyi kastediyordu acaba? Gazete köşelerinde unutulup gitti bu söz. Psiko-filozofik referanslarındaki tıkanma mı kastedilmişti acaba? Ve o kastedilen şeyin çözümüne Mevlânâ'nın bir katkısı olamaz mıydı? Bilinmiş olsaydı çözüme katkısı olacağından eminiz. Ülkemizin etnik unsurlarını bir araya nasıl getiririz arayışında olanlar (tabii ki varsa) acaba, "Aynı gönlü paylaşanlar aynı dili konuşanlardan yeğdir" diyen Mevlânâ'dan neden istifade etmeyi düşünmezler? "Biz birleştirmeye geldik ayırmaya değil" diyen yine o değil mi? Kültürel ve manevi planda kolaylıkla ve de kansız halledilebilecek olan bu husus neden sadece cebrî tedbirlerle çözmede ısrar ediliyor? Mevlânâ felsefesi bilinmediği ve de izlenmediği için bu böyledir. Alevî-Sünnî kardeşliğini tesis etmeye çalıştığını iddia edenler, "Mezhebimiz aşktır bizim" diyen bir Mevlânâ için niye bir hutbe dahi okutmazlar. Eskiden İstanbul'un belli başlı selâtin camilerinin vakfiyelerinde Mesnevî dersleri yapılması şartı varken niye şimdilerde camilerimizde Mevlânâ'dan bir beyit bile okunmaz oldu? Netice itibarıyla şunu söyleyebiliriz: Mevlânâ bir zirvedir. Bu zirvelere çıkabilen fertler ve toplumlar yükselirler. Kendisini anladığımız ve takdir ettiğimiz zaman ülkemizin insanı da, toplumu da, devleti de bir başka olacaktır. Bir mihenk taşıdır o. Bir toplumun kalitesini anlamada kullanabilirsiniz. Bu yıl kullandık. Sonuç: Daha çok yolumuz var! Bakalım Mevlânâ'nın doğumunun 801. yılı olan 2008'de kredi notumuz nasıl seyredecek! Mamafih, onun dediği gibi; ümitsizlik dergâhı değil bizim kapımız, kırk kere gelenekten sapsan da, kırk kere onu anlamasan da yine gel!
Bu yazı, 269
kez okundu Bu makaleye yorum yaz