Kalbiselim Banner
ANASAYFA ZİYARETÇİ DEFTERİ                              
icons  Duyurular - Haberler
 

















icons   Makale Detay�
 
İlk Sufilerde Tarikat
İlk Sufilerde Tarikat
Prof. Dr. Süleyman Uludağ

Tarîkat/tarîk, tasavvuf yolunu tutan bir kimsenin kendine özgü âbidâne, zâhidâne ve sûfiyâne yaşam tarzı, manevî ve ruhânî hayat şeklidir (mistik hayat biçimi). Bu anlamda, özellikle büyük sûfîlerden her birinin bir meşrebi, bir mesleği, bir üslûbu ve bir tarîkatı/tarîki vardır. Sûfîlikte ortak noktalar, ilkeler ve nitelikler vardır. Bunlar sûfîliğin temel ve genel özelliğidir. Ama bu temel ve genel ilkeler çerçevesinde bir de pek çok farklılık ve çeşitlilik mevcuttur. Ana yolun içinde veya çevresinde aynı hedefe giden pek çok paralel ve tâlî yol vardır.
İlk sûfîlerden olup takva ve güzel manevî haliyle tanınan İbnu’l-Müzeyyin, (ö. 328/ 940) “Allah’a giden yolların sayısı gökteki yıldızlar kadardır, ama ben O’na giden bir yola muhtaç olduğum halde O’nu bulamıyorum.” demişti. (Sülemî, s. 383) Çağındaki sûfîlerin saygı gösterdikleri Ebu Bekir Tamestânî, “Allah’a giden yollar halk/yaratıklar kadardır, tarîk O’nundur, O’na değildir.” demiştir. (Sülemî, s. 472) Yani kendine yolu gösteren, onu hidayete erdiren Allah’tır, kişi kendi kendine yola girerse ilk adımda yolunu yitirir. (Sülemî, s. 383, Câmî, s. 211) “Pes bu dahi ma’lum ola ki Hak Teâlâ’ya îsâl eden turuk haddan bîrûn, mertebe-i add ve ihsâdan efzun iken yine de sülûk ehli iki nevidir. Biri ilim tarîkına sülûk eder, irfana vâsıl olur, diğeri irfan tarîkına girer, ilme erişir.” (Taşköprizâde, Mevzuatu’l- Ulûm, I/III)
Kûtu’l-Kulûb yazarı şöyle der: “Allah insanlığa 315 peygamber göndermiştir. Çünkü imanın 365 karakteri (huyu, mizacı, yapısı) vardır. Her mümin bu karakterden birine sahiptir ve bu, onun ulu ve yüce Allah’a giden yolu, Allah’a yöneliş şekli ve ondan aldığı nasiptir. Bu tarîkatlardan her birinde müminlerden bir zümre bulunur, bazılarının makamı diğerlerinden üstündür.” Bir başka âlim de “Ulu ve yüce Allah’a giden yolların sayısının müminler kadar” olduğunu söylerken, âriflerden biri “Yaratıklar kadar Allah’a giden yol vardır” der. Yani Allah’ın delillerini görebilen için her yaratıktan Allah’a giden bir yol vardır. Her şeyde Allah’ın bir olduğunu gösteren bir işaret vardır, oluşlara ait suretlerden her biri bir tarîkattır. Şöyle bir rivayet vardır. İman 333 tarîkattır. Bu yollardan biriyle şehâdet getirerek Allah’ın huzuruna çıkan cennete girer.
Yüce Allah buyurur: “Herkes şâkilesine/tarîkatına göre amel eder, kimin daha doğru yolda olduğunu en iyi bilen Rabb’inizdir” (İsrâ, 17/ 84). Bu âyet değişik yollardan Allah’a gidenlerin hepsinin doğru yolda olduklarını, ama bazılarının tutmuş oldukları yolun daha doğru olduğunu gösterir. Hz. Ali “Mü’minin amellerinden biri onun amellerinin efendisidir. Mü’minin, işte bu efendi amel ile cennete girmesi umulur, Mevlâ’sı katında bununla üstünlük kazanır.” demiştir. Kimi gece kimi gündüz, kimi gizli kimi açık ibâdet ederek Allah’a yaklaşır. Bir kimse için gece ibadeti ibadetlerin efendisi ise başka birine göre gündüz ibadeti ibadetlerin efendisidir ve efendi ibadetle cennete girmek ümit edilir. (Kûtu’l-Kulub, I/173, II,/282, 286)
Bir insanın çeşitli amelleri ve ibadetleri olabilir ama bunlardan biri öbürlerine göre daha belirgin, daha etkin, daha içten, daha sürekli ve daha semereli olur. Hâkim ve gâlib durumdaki ibadet ve ahlâkî davranış kişinin ayırt edici niteliği olup onun karakterini belirler. İbadet ve ahlâkî davranışların efendisi denilen bu karakter müminin şâkilesi, tarîkatı ve meşrebidir. Bu aynı zamanda dînî ve manevî anlamda bireyin kişiliğidir. Allah’a giden yolların müminlerin nefsleri/canları adedince olması kişilikleri kadar olması demek olur ve herkes kendi kişiliğiyle, yani kendi tarîkatı/yolu ile Hakk’a gider. Bazı sûfîler bu yolların tüm insanların nefsleri/canları, diğer bazıları da bütün canlıların alıp verdikleri nefesler kadar olduğunu söyler. Herkesin Rabb’ine karşı kendine özgü bir yönelişi, tavır alışı, yaklaşma tarzı ve yöntemi vardır. Sûfîler Hakk’a giden kişisel ve bireysel tarîkatların/yolların bu kadar çok olduğunu söyler, herkesin yolunu bir dereceye kadar doğru bulur ve ona saygı gösterirler.
Bahsedilen anlamda ilk zâhid ve sûfîlerden bir çoğunun kendine mahsus şahsî, ferdî ve husûsî bir tarîkatı vardı. Meselâ İbrahim b. Edhem’in tarîkatının mümeyyiz vasfı/ayırıcı niteliği “tevekkül” idi. Bir zâhid ve sûfîde bulunması gereken vasıf ve hususiyetlere elbette ki o da sahipti, ama tipik özelliği ve karakteristik niteliği tevekkül de belirgin hale gelmişti. Aynı şekilde Bayezid Bistâmî’nin tarîkatı sekr, Cüneyd’inki sahv, Hamdun el-Kassar’ınki melâmet, Ebu Hafs Haddad’ınki fütüvvet, Sehl Tüsterî’ninki riyâzet/çile, Ebu Said Harraz’inki fenâ-bekâ, Hakim Tirmîzî’ninki velâyet, Muhasibî’ninki rızâ, İbn Hafîf’ininki gayret-huzur, Ebu’l- Abbas’ınki cem-tefrik, Ebu’l-Hüseyn Nurî’ninki isâr/ diğergâmlık idi. Bunlardan her birinin çevresinde toplanan bir cemaati vardı. Bir sûfînin sohbet meclislerine devam edenler onun görüşlerini paylaştıklarından bir zümre ve bir grup oluşturuyorlardı. İlk defa Hücvirî; Muhâsibîye, Kassariye, Tayfuriye, Nuriye, Sehliye, Cüneydiye, Hakimiye, Harraziye, Hafifiye ve Seyyâriye gibi on gruptan bazen güruh, bazen mezhep, bazen fırka, bazen da tarikat olarak bahseder. Meselâ Muhâsibiye, Haris Muhâsibî’ye tevellâ edenlerin, yani ona bağlananların mezhebi ve yoludur. (bkz. Keşfu’l-Mahcûb, s. 214,218 ve devamı) Demek ki Hâris Muhâsibî’yi seven, ona bağlanan ve onu önder/rehber kabul eden bir topluluk var. Fakat Hâris Muhâsibî vefat ettiğinde cenaze namazının dört kişi tarafından kılındığı düşünülürse taraftarlarının çok fazla olmadığı anlaşılır. Ancak Hâris Muhâsibî’nin tasavvuf anlayışına bağlı kalanların daha sonraki dönemlerde de mevcudiyeti dikkate alınırsa buna tasavvufî bir mezhep ve tarîkat demek mümkün olur. Gerçekten de Hâris Muhâsibî’nin tasavvufta açtığı kendine özgü bir çığır (mezhep- tarîkat) vardır, bu yolda yürüyenlere, sayıları az da olsa Muhâsibiye denilmektedir. Bu anlamda günümüzde onun eserlerini okuyup tasavvuf anlayışını benimseyenlere bile Muhâsibiye denilebilir.
Şuna da dikkat etmek lazımdır: Hücvirî bir yerde Hamdûniye’yi “melâmet mezhebini tutanlar”, Cüneydiye’yi de “sahv mezhebini tutanlar” diye tanımlarken diğer bir yerde Hamdûniye’yi “dervişlere hizmet ve hürmet”, Cüneydiye’yi de “Bâtını mürakebe tarîkı” şeklinde de tanımlamaktadır. (Keşfu’l-Mahcûb, s.235) Demek ki bu hareketlerin daha başka bir takım ayırt edici nitelikleri de bulunmaktadır
Hücvirî, tasavvufun on fırka ve mezhebinden bahsetmekle beraber o dönemde var olan ve bilinen tasavvufî fırka ve mezhepler veya tarîkatlar bunlardan ibaret değildir. Nitekim birçok tanınmış sûfîden bahsederken “sûfîlerin imamı, şeyhi, üstadı ve delili” gibi ifadeler sıkça kullanılmakta, bu da onların çevrelerinde de bir cemaatin oluştuğunu göstermektedir. Ayrıca Hulûliye, İlhâmiye, Mübâhiye/İbâhiye, Hallâciye ve Fârisiye gibi bir takım heretik tasavvufî zümrelerin mevcudiyetinden yine Hücvirî bahseder. Bazı sûfîler anlatılırken: “Ashâbı/bağlıları vardı”, “falan bölge halkı ona intimâ/intisâb etmişlerdi”, “örnek alınmış ve yolundan gidilmiştir” gibi ve benzeri ifadeler de o dönemde pek çok tasavvufî zümre ve cemaatin mevcut olduğunu göstermektedir.
Şeyh/üstad ile ashabı arasında manevî bir bağ oluşuyor ve bu bağlılık şeyhin vefatından sonra da devam ediyordu. Bayezid Bistâmî, Serî Sakatî, Cüneyd Bağdâdî, Hamdun Kassâr ve Ebi Hasf Haddad gibi büyük sûfîlerin ashabı vefatından sonra da onlara bağlı kalmaya devam etmişler, hatıralarını aziz bilip yaşatmışlardı. Sûfî geleneğini ve hareketini sürekli kılan ve olabildiği kadar özgünlüğünü korumasını sağlayan hususlardan biri de bu konuda gösterilen hassasiyet ve titizliktir. Ebu Ali Dekkâk şöyle derdi: “Ben bu tarîki Nasrabâzî’den, o Şiblî’den, o Cüneyd’den, o Serî’den, o Ma’ruf Kerhî’den, o Davud Tâî’den almıştı. Davud Tâî ise Tâbiî’den bir çoğu ile görüşmüştü. (Kuşeyrî, Risâle, s. 578) İlk sûfîlerin silsile ve senedleri genellikle Tâbiî’ne kadar çıkar, daha ileri gitmez, arada sahabe yoktur ve bu tabii bir durumdur. Birçok sûfî ise sadece şeyhini ve üstadını veya şeyhlerini ve üstadlarını zikretmekle yetinir, silsile tabiri yoktur, onlar daha ziyade hadis ilmindeki senede benzeyen bir şeyden bahseder. Meselâ Sülemî, Ebu Ali Ruzbârî’nin sözlerini Mansur b. Abdullah isnâdı ile nakleder. (bkz. Sülemî, s. 358) Fakat bir sûfînin sözlerini nakletmekle onun tasavvuftaki tarîkatını almak (ahz-i tarîkat) farklı şeyler olmakla beraber ahz-ı tarîkat ile sonraki sûfîlerin silsile anlayışları arasında da fark vardır. Ebu Ali Ruzbârî “Tasavvufta üstadım Cüneyd, fıkıhta İbn Cüreyc, edebiyatta Sağleb, hadiste İbrahim Harbî’dir.” diyor. (Sülemî, s. 360) İlk sûfîler, tasavvufu sûfîlerden, diğer ilimleri ise o ilmin üstadlarından öğrenir, hepsine saygı gösterirlerdi. Fakat aralarında gönül bağı bulunan sûfî üstadlarına gösterdikleri bağlılık ve saygı az çok diğerlerinden farklı ve daha güçlü idi.
Bu yazı, 257 kez okundu                     Bu makaleye yorum yaz
Bu yazı için yazılan yorumlar:
0 yorum var.

Yazarın Diğer Yazıları

icons   İzleti - Video
 
icons   Klasik Eser Tanıtım
 
icons  Klasik Eser Tanıtım
 
icons  Yazarlarımız
 
Prof. Dr. Süleyman Uludağ
Prof. Dr Mustafa Kara
Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Yrd. Doç. Sezai Küçük
Prof. Mahmut Erol Kılıç
Tuğrul İnançer
Mustafa Demirci
Prof. Dr. Mehmet Demirci
Sadık Yalsızuçanlar
Tarık Velioğlu
Kalbiselim Editör
icons   Tavsiye Linkler
 
Tasavvufi Siteler
   • Dinimiz İslam
   • Fisaret.net
   • İslam Kent
   • İslam Sayfasi
   • İslam ve Hayat
   • İslami Site
   • İslamiyet
   • mollacami
   • sevde
   • Sorularla İslamiyet
   • Tasavvuf Alemi
   • Tasavvuf Dergisi
   • Yenidünya Dergisi
Haber Siteleri
   • Boyut Haber
   • Haber Alemi
   • Haber10
   • Haber7.com
   • Samanyolu Haber
   • Tgrt Haber
Eğitim
   • Çınar Koleji
   • egitim.gov.tr/
   • Eğitim
   • Eğitim Sitem
   • Mavikuş Çocuk Yuvası
   • Milli Eğitim Bakanlığı
   • Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merk.
Hizmet Kurumları
   • Gülbaba Eğitim ve Dayanışma Derneği
   • İ.H.H
   • idsb
   • Safa Vakfı
   • tgtv
   • Veren El Derneği
Teknoloji
   • alisverisci
   • Düzey Bilişim
   • Shift Delete
   • Teknoloji ve Bilim
   • Yeni Bu
icons   Namaz Vakitleri
 
Diyanet İşleri
Başkanlığından Alınan İl İl Namaz Vakitleri

icons   3D Cami Erankoruyucu EXE
 
icons  Foto Galeri
 
Copyright © 2007 - 2008 ABY WEB HİZMETLERİ
Bu sitedeki görsel ve yazılı verilerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.